Ekonomi
Ekonomi HaberleriPlastik sektörünü bekleyen büyük tehlike
Avrupa Komisyonu tarafından 2019’da kabul edilen, tek kullanımlık plastik ürünlerin tasarlanma, üretilme, kullanılma ve geri dönüştürülme biçimini düzenleyen yönetmelik 1 Eylül 2026 tarihi itibariyle Türkiye’de yürürlüğe girecek.
Eğer yönetmelikte düzenleme yapılmazsa hâlen iki yüz binden fazla kişinin istihdam edildiği ve yıllık 15 milyar dolar ihracat kapasiteli sektörün kapısına kilit vurulacak.
AB’nin aldığı ve uzun vadede uygulayacağı karar Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi (Single-Use Plastics Directive), deniz çöpleri ve mikroplastiklerin çevreye etkisini azaltmak amaçlıyor. Bu kararla, plastik çatal, bıçak, tabak, pipet, kulak çubuğu gibi alternatifleri olan tek kullanımlık ürünlerin pazara sunumunu yasaklanıyor.
Plastik sanayicileri üretimde daha az enerji ve su tüketen, hafifliği sayesinde lojistikte karbon salınımını azaltan bir malzeme olan ürünlerin doğru yönetildiğinde çevre sorunu yaratmayacağını belirterek “Sorunun kaynağı plastik değil, atık yönetimindeki eksikliktir. Taslağı hazırlayan AB Komisyonu yönetmeliğin uzun vadeli bir geçiş öngörmesine rağmen Türkiye 1 Eylül 2026 itibarıyla bütün ürünlerin kullanımına yasak getiriyor. Kullanılacak ürünler içerisinde geri dönüştürülmüş ya da biyobozunur ürünler de yer alıyor” diye itirazlarını dile getirdi..
Yönetmeliğin sanayicilerle de görüşülerek kısa, orta ve uzun vadeli bir geçiş planıyla uygulanmasını isteyen Plastik sanayicileri şu görüşleri dile getirdi:
Tek Kullanımlık Plastikler yönetmeliği AB’nin aldığı karar doğrultusunda 1 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi halinde 50 milyar dolar büyüklüğü, 15 milyar dolarlık ihracatı, doğrudan ve dolaylı olarak 235 bin kişiyi istihdam eden sektör yeni yatırım yapan işletmeleri atıl kapasiteye, hatta kapanma riskiyle karşı karşıya bırakacak.

Düzenleme nedeniyle AB küresel plastik pazarındaki payını minimuma düşürdü. Sektörün önemli oyuncuları arasında ilk sıralarda yer alan Türkiye, Çin ve Hindistan gibi rakipler karşısında güç kaybedecek.
Plastiğe alternatif olarak sunulan cam, ağaç, çinko, demir, bambu gibi birçok ürün, üretimde daha fazla enerji ve su tüketilmesine neden olacak. Üretimden lojistiğe kadar daha fazla emisyon ve maliyet oluşturacak. Yani bu yasaklar, sanılanın aksine çevreye daha fazla zarar verecek.
Çözüm yasak değil toplumu bilinçlendirmektir.
Bunun için sanayinin uyum sağlayabileceği orta ve uzun vadeli bir dönüşüm süreci hayata geçirilmeli.
Plastik sanayii ürünlerinin toptan yasaklanması yerine, gerçekten kritik olan ürün grubuna odaklanılmalı.
Depozito iade sistemi yaygınlaştırılmalı, teşvik edilmeli. AB’de olduğu gibi nihai tüketiciye atık ayrıştırma ve sorumlu tüketim kültürü kazandırılmalı. Yani plastik atıkları, cam ve gıda atıkları ayrı ayrı düzenlenmeli. Bu eğitim ilkokullardan başlanarak verilmeli, kamu spotlarıyla desteklenmeli. Gelişmiş ülkeler çevre sorunlarını sadece yasaklarla değil, eğitim, teknoloji ve sistemle çözdü.
Özetlemek gerekirse çözüm yasaklamaktan değil okulda, evde, medyada tüketiciyi bilinçlendirmekten geçiyor. Çevreyi ve sağlığımızı ancak böyle koruruz.


