Zaman; hem şerrin telâfisine, hem de insafsızlığın tedavisine en makûl ilâçtır..
Türkler´in atası Osmanlılar ile en çok savaşan ve bu asil milletin maneviyat sahibliğini iyi bildiğinden fikri sorulan Rus Generali Çarnayef, soruya meâlen karşılık der ki; ?onları yenmenin tek yolu milli ve dini değerlerini ellerinden almaktır.´ Meselâ neyi veya daha içten diyecek olursak, neyimizi?
Dil kültürümüzü, inanç sadâkatimizi, ananevî güzellikleri barındıran hayat biçimimizi..
Sonra Kur?an-ı Azimüşşan´ı tahrif edecek şekilde bol bol fetva verecek sallama din (!) adamları ile de manevî alışkanlıklarımızı..
Yalnız unutulan bir şey vardır.. Nee? Türk Milleti?nin Hakk?ın bayraktarlığıyla Tevhid sancağını taşımaya memur oluşudur. İslâm?ın Sancağı´nı eline geçirdikten sonra, Hilafet´le adaletini mücehhez kılan Osmanlı´nın torunları, Asr-ı Saadet fitnesi olan Dehma´nın ardından İstanbul´un Feth-i Mübin´iyle de Vehma Fitnesi´ni defettiler. Ama sonra ne oldu? Bütün şirret mesele yeni bir zamana gelip takıldı. İşte o zaman, Peygamber Efendimiz´in işaret ettiği ve kıyamete kadar sürecek olan ve 17. asırdan 21. asra uzanan zamandı.. Yani biz biçarelerin zamanı..
Ne demiştim, zaman; hem şerrin telâfisine, hem de insafsızlığın tedavisine en makûl çaredir.. Hatırlıyorsunuz değil mi? Uzun yıllar önce her Kurban Bayramı´nı Deve Kuşu kestirerek yeni bir dinî icadla süsleyen âlimden zırdeli ulemalar vardı, neden bu aralar TV arenalarında yoklar.. O, kuşu, olmadı böceği börtüyü Hz. İsmâ´îl uhreviyetine takas buyuranlar ne oldu da kayboldular?
Yanak ısırta ısırta ilimdarlık satan, hasba alkışlarıyla gözleri şaşı terazisine kefeleşen cevherlerin nereden bir rüzgâr esti de dalları kırıldı, damakları kurudu.?
Zaman; Rabb´in emrinde ve Mü´min Âlem´in tasarrufunda şerri daima defetmesiyle insanlığa hak ettiği hayatı bağışlıyor. Hakk´a tâbi olanlar, şükran borçlarını bir nev´i, Hakk´a inkâra yeltenenleri yerden yere çalarak ödüyorlar ve hiç biri de onca telkine rağmen Deve Kuşu´ndan falan da Kurban kesmiyor..
Şimdi.. yarın ve birkaç gün sonra, Allah´ın ipine sarıldıkları için, Kurban Bayramı günlerini bütün caiz gelenekleriyle yaşamayı hak edenler, dinî bütünlüğü millî bütünlükleriyle sarıp sarmalayacaklar.. Sabahın en erkeninde başlayan Bayram havası, dalga dalga ellerden ellere, küçükten büyüğe, konudan komşuya, kısacası, bir adımdan bir âlem uzunluğuna büyüyüp bütün Müslümanlar´a mutluluğu tattıracak..
Zaman; dedik ya, şerri tedavi ediyor, kutsal değerleri muhafazası altında tutuyor. Bir Şer´re karşı, bin Hayr´ı büyütüyor ve Allah aşkına İlâhi nizamı koruyor. İyi kulların hatırına Dünya´yı mükemmelleştiriyor..
Fitneye de bir köşeden melûl, mahzun ve Şeytanî mahçubiyetle bu hâlleri seyretmek kalıyor.
..Ve Bayramlar Yoksulların İlmidir.. Bu ilimden istifade eden güzel dostlara ne mutlu..
YOKSULUN İLMİ BAYRAM
Bekir YALÇINKAYA
Makbul Ana kör ocağı
Yak hele, yak! Bayram geldi
Toparla köşe bucağı
Bak hele, bak! Bayram geldi
Makbul Anam, tatlı dilim
Bayram yoksullara ilim
Eski odaya bir kilim
Çak hele, çak! Bayram geldi
Dost kapını çalanın var
El öpmeye gelenin var
Seni büyük bilenin var
Çok hele, çok! Bayram geldi
Bayram bu geçer üç güne
Allah yardımcı düşküne
Bayram sana Kul Aşkına
Hak hele, hak! Bayram geldi
Şenliğe dururken âlem
Sana yakışır mı elem?
Canların uçtuğu bu dem
Kalk hele, kalk! Bayram geldi
TEBRİK; Bu duygu ve düşünce bütünlüğünde, Dünya´ya şükran gözüyle görebilen basiret sahibi ve Tevhid inancında, Sırat-ı Mustakim ehli insanlığın Mübarek Kurban Bayramı´nı kutlarım. Dua ve selâm ile..
