Öyle zamanlar olur ve ardından da öyle zamanlar gelir ki, çok evvellerde sizin makalenize girdiği şeklini aynen muhafaza ettiği görülür.
Niçin? Çünkü o zamana hükmedecek yeni bir zaman doğmamıştır henüz..
Bu sebeble; Bir başka yerde ve bir başka zamanda yayınlansa da, ?BİR ENVER´İN HİMMED SOFRASINDAN´ yazısı da işte öyle bir hâli yansıtıyor.. Okuyalım bakalım..
Bazen kime kızdığımı ben de bilmiyorum..
Çünkü zaman nisyana uğruyor.. Çünkü şahıslarda bir bir adeta kâinat üstü değişiklikler ortaya çıkıyor.. Hem bir taraftan küçüklere büyüklenme kisvesi yerleşirken, büyüklere de kendine hâkimiyet yerleşiyor, yahud tam tersi küçülmeler ve büyümeler hâsıl oluyor..
Sözün özü; her kim neyi icraya arzuluyorsa onu kendine doğru çekiyor ve bu mıknatıs hâlinden ya güzellikler, ya da çirkinlikler temin ediliyor..
Ne zaman yazdığımı ve bazen kime kızdığımı bilmediğim hâlinden bir emsal Hokkabazla Kırık Saz misali namlı şiirimde demişim ki;
Üç Bey´e bir hokkabaz
Tesir eder mi? Eder!
Cânanı bir kırık saz
Esir eder mi? Eder!
Yeter ki sevsin gönül
Çöplüğünde açar Gül
Kulak duymasa sesi
İç daraltsa nefesi
Bir edebsiz herkesi
Nasır eder mi? Eder!
Hokkabaz ile Kırık Saz mislindeki bu şiiri meal tahtına oturtarak tartacak olursak; Hokkabazlık bütün çağlara istinaden de, Osmanlı´nın şaşaalı devirlerine de inhisar etmiş ve hele ki Osmanlı Sarayları´nda Devlet-i Âli´yi buhranlara sokacak kadar hüküm kazanmıştır. Yani onun tesir sahası bilhassa Üç Bey ile hududlu kalmamış Sultanlar´dan tutun da cemiyet hayatımızın her sahasında tesirli olan zadlara doğru çok dehşedli bir mesafe almıştır.
Diğer taraftan ise canlar canânlarına ehemmiyet verib gönül bağlamışlarsa çöplüklerine gülistanlıklar düşmüştür. Bu itibarla; duymayan kulak ile içlerimiz daralır hâle geliyor ki, buna sebebiyet veren edebsizlikler sadece hedefine aldıklarına değil, bütün kesimlere nasır hükmünde sıkıntılar vermiştir..
Sözün başında bazen kime kızdığımı ben de bilmiyorum demiştim ya, şu anda da kime kızdığımı bilmemek üzre, kimi sevmekte olduğumun telâkkisiyle hatıralar yumağındaki zamana değer biçmek edebimle sizleri önce yine bir şiirin muhakemesine İbret´in Hikmeti´yle davet edeceğim. Bakalım İlk satırdaki Rıza ile 4. kıtadaki Gezer´i nasıl anlayacaksınız..
Rıza gösterene birkaç sözüm var
Derim; her fazlanın azı içinde
Islığı duyunca dağ taş av arar
Koşar bir avcının tazı ardında
Her şey kendindeki ölçüye uyar
Dil söylediğini kulakta duyar
Batı düzeninden verilen ayar
Olur sazın bile cazı ardında
Çoban önden gider iti geriden
Malda mallık yoksa kaçar sürüden
Âma göze karanlığı gör eden
Âşık Veysel´imin sazı ardında
Kokudan başka kârı olmaz leşin
Kurt çıkar, karnını hele bir deşin
Oyununu bozmak için kalleşin
Yiğit Gezer bazı bazı ardında
Ateşi olursan yanar gazelin
Ebed gelir hükmü geçer ezelin
Aslı yürek yakan Şirin güzelin
Gider kendi kalır nazı ardında
Yel yelce esmezse harman savurmaz
Yoz yanıklık meftun gönlü kavurmaz
Yaz görmeyen çiçek meyveye durmaz
Her Bahar´ın var bir Yaz´ı ardında
Nefisteki açlık doğurur cani
Hikmet ibret verir, himmet nefsani
Himmetten bir ibret sayarsak hani
Tilki güder mi hiç Kaz´ı ardında
Bu uzunca girişten sonra meselenin özüne dönüyorum..
O güne kadar Yusuf Koçsoy´un Etimesgut Belediye Basın Danışmanı olduğunu bilmiyordum..
Yani tanışma arzusu ve bizi kahvaltıya davet edici telefonuna kadar..
Önce yalçın Beyaz ile Serhat Kemal Yılmaz aralığındaki ilkten sonra son dönemlerde üst üste iki kere daha Belediye Başkanlığı kazanan Enver Demirel´in tertiblediği ?Basın Mensublarına Kahvaltı´ sabahına hassas bir nezaket ile Koçsoy bizi çağırdığında hemen aklıma böylesi toplantılarda camiamızın tavrı geldi.. Bir de İhtiyar Gazeteci Ali Bilir´in katılıp katılmayacağı..
Ali Bilir katılmasa da çok Bilir oğlu Bilir´lerin hazurun cetveline yazıldığı ve adı Kahvaltı iken aslı Enver Demirel´in İstişari Toplantısı olan bu katılımın hem öncesinde, hem de esnasında gördüğüm iki husustan biri, bizim açımızdan birbirinden asık surat ve bir o kadar da kibir ile kenet çözmüş bizimkiler, diğeriyse kazandığı egale nisbetli 3. Kere Belediye Başkanlığı neticesi kendinden daha emin profilli bir Enver Demirel idi..
Biraz soğuma gösterdiği için kahvaltı masasındaki ekmeği sıcağıyla değiştirmeden tutun da tam techiz bir kahvaltı masasının başında fotoğrafını makinenin tersinden kendi kendine çekme espirisine kadar birçok hususta rahat tavırlar sergileyen bir Enver Demirel benim objektifime ilk defa yansıyordu..
Âdabtandır; böylesi birlikteliklerde biz sorar başkanlar da cevab verirlerdi. Fakat bu defa daha ziyade biz dinledik Başkan Demirel de fazlaca malûmat aktardı. Sorular da bu safhadan sonra zuhur ettiler. Ki bunların arasında bence ilk sırada yer alan açıklamalardan birisi muhalefet fazlalığındaki Meclis üyeleriyle Demirel´in sağlamayı arzuladığı konsensüs üzerineydi.
Gerçekleşen yerel seçimle ilgili kayda değer analizlerin ardından Demirel dönemi Etimesgut´ta bugüne kadar yapılan ve bundan sonra uygulanacak önemli mega projelerin dile getirildiği bol garnitürlü kahvaltıda kadim dostluğumuz olan bürokratlardan Belediye Başkan Yardımcısı Cemal Satılmış ve Meclis Üyesi Fikret Karadavut, gazeteci kardeşim Zekeriya Murat ve yıllardır görmediğim bazı mesai arkadaşlarımla yâdettiğimiz hatıralar arasında dikkat çekici bir diğer husus ise, beni kendisine takdim etme gayretine düşenlere Başkan Enver Demirel´in; ?Bekir abiyi bana anlatmayın. O benim Müdürüm, ben onu sizden iyi bilirim? şeklindeki cevabıydı.
Evet.. birçok insanın bilmediği şu ?o benim müdürüm´ tabirinin işaret ettiği taraf, 1999 yerel seçimlerinde Etimesgut Belediye Başkanlığı görevine gelen Enver Demirel´e, Beyaz döneminden devamla bir süre Basın Danışmanı oluşuma dayanıyordu.
..Ve o bir sürenin elbette üzerimizdeki derin hâtıraları hep mevcut olmuştur.
Netice; Hakkında günlerce konuşulup tartışılacak Ahî Mes´ud´un Etimesgut Şehri´nde güçlü zannettiğimiz bazı muhalif partilere rağmen yerel seçimleri ara vermeden üst üste iki ve toplamda da üç defa kazanmış bir Enver Demirel, suyu çok iyi verilmiş çelik gibi kavi ve bir zamanın kendisine bağışladığı güvenle daha da ehil bir Şehr-ül Emin olarak karşımıza çıktı.
Yine Âdab-ı Tuna´nın serçe parmaklı işaretlerinden, eski dostlukların, eski saygı ve sevgilerin üstüne yeni sitemlerin bir Hazan yaprağı gibi düşüp artık kendimizdeki Kışlık mevsimlerin başladığından bizi haberdar edici Karahanoğlu taarruzlarının temayüz ettiği bir Bilir´siz kahvaltı, işte böylece üç beş yıldır eksik kalan geleneğimize gelip sofrasını kurmuş oldu..
Bize de tıkındığımız nimetlerin değil, bakındığımız hizmetlerinin hâtırına bu sofrada da ikram zahmetinde bulunan Enver Demirel ile nezih ekibine teşekkür vazifesi düşmüştür

