Yıl; 1993´ün sonları. O zamanların 1. Bölgesi tâbiri içinde yer alan Sincan´da yerel bir gazete çıkarmaktayım. Bugüne göre meslekî alanımızda bir enflasyon yok. Ciddi bir gazetecilik yapmaktayız ve mevcudumuz da fazla değil. Bu itibarla bölgenin nabzını en başta tutucu olanlar biziz ve zaman zaman siyasîler de böyle bir istekle bizi arıyorlar.
Yer; Stad Oteli ki yeni yapılanması dolayısıyla sıklıkla siyasî çevrelerin basınla bir araya geldiği mekân özelliği taşıyor.
Ev sahibleri; O yılların önemli siyasî isimlerinden Hamdi Eriş ve bir de -Kazan´da Belediye Başkanlığı yapmış- Ahmet Öztürk.
Misafirler; Bölgede dikkat çeken ve göz dolduran Haymana, Sincan, Beypazarı, Balâ ve Polatlı´lı yerel basın mensubları. Bir araya gelmişiz ve yemekli bir sohbetin tadındayız. Bizlere mükemmel bir gönül sofrası hazırlatan ve kendi mütevazi üslûbuyla hitabetme ka´abiliyeti gösteren Hamdi Eriş´in merak ettiği konuları önümüze süreceği anları beklemekteyiz.
Nihayet o an geliyor ve Eriş, ara sıra da Öztürk, bizden özellikle Sincan Bölgesi´nin siyasî nabzına dair, aynı zamanda müphem tarafı aydınlığa kavuşturacak sorularla fikir talep ediyorlar. Pek tâbîi yerel basın mensuplarına karşı gösterilen o günkü samimiyet, ilgi, itibar ve hattâ büyük saygıdan müteşekkil hava, bizi havalandırmadığı gibi, şımartmıyor da.. Aksine herkes uzmanlığını konuşturmaya çalışıyor ve bildiklerini, bilinmesi gerekenleri edindiği tecrübeleri itibariyle anlatıyor.
..Ve bizi Hamdi Eriş ile Ahmet Öztürk tatmin oluncaya dek dinlemeye devam ediyorlar. İfadeler, sorular, cevabları ve bunlara istinaden izzet-i ikramlar uzadıkça uzuyor.
Zaman; başladığı saygı noktasından hiçbir şey kaybetmeden öylece sona ererken, bizi misafir eden ev sahiblerimiz fikrî doyumlulukla vedalarını yapıyorlar.
Bize göre, karşı tarafın o günkü isteği, Sincan Bölgesi´nde gün gün kan kaybeden ANAP´la ilgili, genel bir teamül yoklamasıydı.
Ben; gösterilen bütün ihtimam ve itibara rağmen Sayın Eriş´e, ?Devin Beklenen Çöküşü´nü işaret etmiştim. Gerçekten o günlerde ANAP´ta çok fazla azalma ve daralma söz konusuydu. 1993´ten sonra da bunun önüne geçmenin imkânı yoktu.
Çünkü; hep ?siyasette istikrar´ diyenler, politik tavırların za´afına düşerek, cemiyetvarî bir harekât yerine, önce münferid fevri istek ve duygularla hareket edince, sonra da parti değişikliklerine fazla temayül gösterince, Eriş gibi vefalı siyasilere de ileride üzüntü yaşamak kalacaktı.
Halbuki henüz 5-6 yıl öncesinde, yani 1987´li yıllarda Hamdi Eriş´in ANAP içindeki itibarlı pozisyonundan istifade etmeye kalkışanlar arasında yerel basın bile vardı. Ne garip bir tecelli ki, Etimesgutlu´ların o sıkıntılı günlerinde; belediyelik ve ilçelik hakkını kazanabilmek için çok sıkı bir faaliyet içinde oldukları müşkil zamanda, Eriş bize de bu konuda bir elçi olmuştu. Sincan´ın tek gazetesi sayılacak hükümlü Yeni Ufuk´un Yazıişleri Müdürü sıfatımla, Etimesgut´un ilçeliği ve belediyeliği için referandumda ?HAYIR´ isteyen rahmetli Turgut Özal´a, Etimesgut´a belediyelik ve ilçelik verilmesi konusundaki sorumuzu ancak Hamdi Eriş´in elçiliğiyle sorabilmiş ve cevabını yine O´nun aracılığıyla alabilmiştik.
Kim, ne der ve ne düşünürse düşünsün ki Eriş, vefa ile bağlandığı partinin bu bölgede en önemli bir şahsiyetiydi. O´ şimdi, nerede ve ne durumda bilemem, ama ben; yerli vekil ihtiyacını o günlerden beri karşılayamamış bir devrin Ankara 1. Bölgesi´nde yaşıyorum ve Eriş gibi inayet sahibi insanlara da hasret çekmekteyim..

