Çıkarsa bağışlasınlar beni. Sözüm onlara değil şunlara ki; Biz, vicdansız, vicdansız oldukları kadar ahlâksız, ahlâksız oldukları kadar riyakâr, riyakâr oldukları kadar da kendilerini kurnaz ve akıllı zannedenlere karşı ?bir doğru ifadenin tersinden ibret´ vermeye çalışıyoruz. Çünkü O´nların anlayacağı dil; yalan-yanlış konuşan, eğri büğrü duran, iftira-isnad, ifrad-tefrik ve küfr ile ifrid dilidir.? Öyleyse.. devam edelim! BİZLER SALAĞIZ, O´NLAR ÇOK AKILLILAR YA.. Bizler; Çanakkale´de ?Anzak dedelerini analar ve eğleneler´ diye düşman saflarına kamplar kurarken, onlar AB´nin Kalbi diye niteledikleri Belçika Brüksel´inde PKK´ya çadırlar kurdurabilirler. BİZLER SALAĞIZ, O´NLAR ÇOK AKILLILAR YA.. Bizler; Türkiye´nin Kalbi Ankara ve İstanbul´da canlı bombalara nice şehidler verdikçe O´nlar işi ufak-tefek tâziyelerle geçiştirebilirler. Felâket kendi başlarında patlayınca cümbür cema´ât hemen bir araya gelirler ve şehir şehir kulelerine neonlu Belçika Bayrakları yansıtarak teröre lânet okuyabilirler. BİZLER SALAĞIZ, O´NLAR ÇOK AKILLILAR YA.. Bizler; PYD´de de, IŞİD de, DHKP-C de, PKK da birer terör örgütüdür deyip dururken, O´nlar ısrarla ?PYD terör örgütü değildir ve desteğimizi sürdüreceğiz´ yaygarası basıp durabilirler. Ne zamana kadar? Tâ ki kendileri basılana kadar. Nihayet basıldılar.! Peki O´nlar niye böyle riyakârdırlar. İçlerinde geçmişin acısı vardır. Riyakârlıkları; Türkmenler´in UC´lardaki Anadolu´daki Fütüvvet hareketlerine dayanır. Selçuklu Beyi Süleymân Şâh´tan, Ertuğrul Gâzi´ye.. Osmân Gâzi´den Orhan Gâzi´ye devir devir uzanan.. Bizans´ın Bilecik´te yuvalı uşakları Tekfur´ların yok oluşuna kadar devam eden mücadele saflarının her safhasından kalmadır. İçi-dışı fitne, fücûr, fesat, kin, nefret, tefrika ve kalleşlik yüklü birer riyakârlıklardır bunlar.. Bu riyakârlıkları; Bizans´ın, Anadolu yakasından İznik´e kadar çekilene ve bütün şerli ruhları Konstantiniyye´ye dökülene kadar hız kesmeden süren bir sinsi plânın parçalarıdır. Bu riyakârlıkları; sadece bize değil, kendi içlerine de işlemiştir ki Selçuklu Komutanı Alpaslan´a mağlûb olan Romenos Diyojenes´i türlü va´ad ve entrikalarla önce Kütahya´ya hapsettiren... Sonra da gözlerine mil çektiren ruh içi bir bunalımdır. HAAA.. BİZLER SALAĞIZ, O´NLAR ÇOK AKILLILAR YA.. Bu riyakârlıkları; İçimizdeki hain Damad Ferid´lerle nüksettirdikleri.. Hasta Adam addeddikleri Osmanlı´yı kalbinden vurdurmaya başladıkları bir devrin enka´azlarıdır. Dardanel´e yığın yığın yığılmaları da, Osmanlı´nın varlığını yok etmek için 1453 baharında kaybettikleri Konstantinepol´e yeniden gelip yerleşme hevesleri de riyakârlıklarının birer işaretleridir. Yani bu, Fatih Sultan Mehmed Hân Hazretleri tarafından nam alan İslâmbol´a yeniden Haçlı zırhı giydirmek arzusudur Lâkin.. Bir şey var ki.. O´nların bildikleri hâlde bilemedikleri, anladıkları hâlde anlayamadıkları, konuştukları hâlde tutmadıkları bir şey.. Yani; gördükleri hâlde göremedikleri, işittikleri hâlde işitemedikleri, söyledikleri hâlde söyleyemedikleri Hilâl-Sâlib arası bir şey ki o asırlara sığmayan bir kin ve çağların hoşgörülerine red ve inkâr eden bir nefrettir ki bu kinleri de nefretleri de hiçbir zaman adaletinden sapanlara bir şey kazandırmayacaktır. İster bir olsunlar ister binbir, ebed-müdded kazanmaları da imkânsız kalacaktır. Zannediyorlar mı ki; BİZLER SALAĞIZ, ONLAR ÇOK AKILLILAR.. Bundandır, ne zaman bizler en doğruyu söylesek, onlar en eğrinin yanında yer alacaklardır. Nitekim aldılar ve alıyorlar. Bundandır; ne zaman bizler, ?gelin sizlerle dost olalım ve dost kalalım desek´ bizi hep AB´nin kapısında bekleteceklerdir. Amma inadına da hep terör örgütlerinin kucağına oturacaklardır. Nitekim bekletiyor, nitekim oturuyorlar ve oturdular. Bundandır; asla Türk-İslâm Milleti kadar adalet ehilleri olamayacaklardır. Olamadılar da. Kendi menfa´atleri için yapmayacakları iş, karıştırmayacakları herze kalmayacaktır. Bunları bugüne kadar hep gördük ve göreceğiz de. Tâ ki helâk vaktine ayak basacakları güne kadar. Halbuki o vakte de ayak bastılar. Hiç ummadıkları bir zamanda dost bildikleri terör uşakları eliyle kalblerine birer birer ateş düşürüldü. Yandılar, yakıldılar. Çırpındılar.. Korkuya, evhama kapıldılar. Evleri, Ofisleri ve Konsoloslukları´nın kapılarına kilit vurdular. Kendi yuvaları kendilerine birer Serçe Kuşu kapanları oldu.. Amma.. Yine de akıllanmadılar, yine de inadlarından vazgeçmediler. Önce, yanıp yakıldıkları yerin hemen yanı başındaki PKK çadırını kaldıracak cesareti kendilerinde bulamadılar. Neden sonra, her nedense bir zahmet kaldırabildiler. Acaba akıl zayiatına mı uğradılar da.. Acaba Türk Erkânı´nın sözlerinden mi utandılar da Çadır sevdasını terk etmek zorunda kaldılar. Hayır; Hafakanları, korkuları, telâşları sayesinde emniyetleri za´af üstüne za´afa uğramıştı. Şaşkınlaştılar, aptallaştılar. Havaalanlarından uçaklarını kaldıramaz, banliyölerinden trenlerini hareket ettiremez, sokaklarında POLİCE-POLİTİE´lerinden geçilmez bir hâle geliverdiler. Bu nâlet olası terör karşısında tek yapabildikleri şey kulelerinden bir ışıklı bayrak aksettirmek ve üç-beş günlük yaslar ilân ettirmek oldu. Halbuki kendilerini dizginleyebilmeliydi, düşmanca tavırlarına rağmen kendilerine işittirilen mağrur bir ülkenin Cumhurbaşkanı´nın Erdoğan´ın telkin dilini anlayabilmeliydiler.. Başbakanı´nın ikaz ve tavsiyelerine kulak asabilmeliydiler. Hiç böyle olmadı.. Çünkü O´nlar, dağ başlarında büyük görünen, lâkin ovaların küçük gölgeleriydiler.. İşte hâl böyle olunca da kendilerine ?Türk´e Düşman, Kâfire Dost´ gelen bombaların üçü-beşi başlarında patlatıldılar.. ..Ve korkuları Ecelleri´ne faydasız kaldı.. Halbuki kendilerini akıllı zannedenlerin salak zannettikleri bizler; Ankara´mız ve İslâmbol´umuzda 5 bomba patlasa da sokaklarında gezecek kadar cesaret sahibiydik. Zûlmle Âbâd Olmaya çalışan Beşar Esed´in ülkesinden firar eden binlerce mazlumları kucağına basacak ve besleyecek kadar adalet ve vicdan sahibiydik. Öyle, bir günde değil, 30-40 yıldır olduğu gibi, bin yıl da sürse soyu-sopu Kürt´ten Türk´ten dışarı çapulcu ve eşkiyalar ordusuna boyun eğecek kadar zelil hâle gelecek milletlerden değildik. Kahbe rüzgâr ne yandan eserse essin, bize yel kadar gücü olamayacaktı ve olmadı da. Çünkü; O rüzgâr kime karşı, nasıl eseceğini iyi bilirdi. Tevhid Bayrağı´nı elinde, Allah Aşkı´nı dilinde ve İslâmiyet dâvâsını ruhunda tutanlara, bir kahbe rüzgârın ne hükmü mü olabilirdi. Hiç olmadı da. O eser, bu millet üfürür, geçer giderdi. Üfürdükçe de geçip gidiverdi. Lâkin şu Kâfir Âlemi´nin Merkezi Brüksel´lerde durum başkaydı. O kahbe rüzgâr onlara gelir de geçip gitmez, biçip giderdi.. Haaa.. Belki onların nazarında bizler salaktık, O´nlar belki akıllılardı. Amma bizler adalet dağıtıcıları, O´nlarsa birer tefrika ehilleri, iman ve vicdan yoksullarıydılar. Çünkü Zûlümle Âbâd olanların genlerinde insanlık aşkı olmazdı. İşte bunun içindir ki bize düşman kesilip, düşmana dost kalanlar, hep zûlümden zûlüm sağarak zâlim dünyalarına hâkim olmaya çalışıyorlar..

