Evet.. Bunlar doğrudur.. İnsanoğlu âlemlerdeki bütün varlıkların üstünde akıl ve fikir farklılığıyla hemen her gördüğüne akıl yorduğundan aklı, fikir yorduğundan fikri, hattâ üzerinde yükler taşıdığından bedenî tahammülü yıpranır..
Fakat, ne zamanki kendine ait unutulmaz derecede hâtıraları varsa, onları unutmaya çalışsa dâhi unutamaz..
Dolayısıyle Türk Milleti için bölgesindeki her millet birer emsâlsiz acı hâtıralardır..
Bu milletlerle ekseriya acı ve kötü hâtıraları mevcuttur..
Zira komşu olarak etrafına yerleşenler, var olan tarihlerinden itibaren kendisine adavet (düşmanlık) ehli olmuşlardır. Bazen sinsice, bazen alenîce kendisinin varlığını kaldırmaya, yani yoketmeye karşı birlik sağlamışlardır.
Kuva-yı Milliye devrine düşen Osmanlı has veraseti Anadolu´nun dört bir yanına gelerek Müslüman- Türk Milleti´nin topraklarını bölüşmeye ahdedenler; Kars dolaylarında Rusve Ermeni işbirlikçileri, Antep ve Maraş´ta Fransızlar, Antalya bölgesinde İtalyanlar, Ege´de Yunanlılar, Çanakkale´de; Akif´in tarifiyle yeni dünyalardan yamyamlar teşkiliyle İngilizler idiler..
Peki bu milletin iman ve asalet gücüne güçleri yetti mi?
Yetmedi ve defolup gittiler..
Hakikaten defolup gittiler mi?
Hayır.. Kendileri çekilseler de üstümüzdeki gölgeleri kâh Ermeni çeteleri, kâh PKK ateşperestleri, kâh gezi-tozu ajanları, kah Claudia misli nice vekil, nice şekil misyonerleriyle Anadolu´yu yeniden kazanma niyetlerini hiç ihmal etmediler..
Etmediler ve etmeyecekler de.. Bir zamanlar bu milleti AT´a bindirme değil teptirme hilebâzlığına başvuranlar, son zamanlarda da AB (Ağa ve Bey)´e benzer mesnetsiz bir teşekkülle oyun üstüne oyun çıkarır oldular. Halbuki AT dedikleri eski Avrupaî Topluluk ortadan kalkarken, yerine ikâme ettikleri ve AB dedikleri Hıristiyan Kulübü´nden mücerred Birlik de bugünlerde bize değil, bizzat kendilerine temelden çatırdamaya başladı..
Müslüman olarak bizler inanırız ki ?Adalet er veya geç tecelli eder..´
Edecek de.. Bütün gayelerini sinsî ve plânlı hesablar üzerine kuranlar, ayrıca adaletsiz bir düzen içinde olduklarından hep hüsrana uğramaya müstehaklardır.
Çünkü bu birlik bugün sadece, önce İsrail´in elinde Filistin´in erimesine, sonra, Afganistan´a tefrikanın yerleştirilmesine ve sonunda da Ortadoğu´yu kan gölüne çeviren Zalim Beşer Esad´ın kendi ülkesini yakıp yıkmasına ve mazlum halklarını her türlü insanlık dışı katliamlarla tüketmesine güç yetirebilmiştir.. Rusya´nın apaçık Suriye´de soykırımda bulunduğunu dâhi görmezden gelenlerin Türkiye´yi Martaval Sözde Ermeni Soykırımı´yla köşeye sıkıştırmak istemelerinin temelinde yatan sebeb ?Gelişen ve kendilerine tehlikeli gelen bir Türkiye´dir..
..Ve dün İran ne ise bugün de öyledir. Dün Rusya ne ise bugün de aynıdır..
Dün Haçlı zihniyeti neyi emsâl almışsa bugün de aynılarıyla yoluna devam edegelmektedir.
Vatikanbaşı Papa Hazretleri (!)´nin işaretiyle; 1. Bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırılırken, 2. Bin yılda Afrika Hıristiyanlaştırılmış ve sıra 3. Bin yılda Asya´nın Hıristiyanlar emrine girmesine gelmiştir..
İşte bundandır ki AB uyku hâline, Rusya korku hâline, Suriye türkü hâline getirilmiştir ki maksad murada vasıl ola..
Bu ön düşünceleri bize yazmayı zarurî kılan cümleler; dün ile bugünün Avrupalı Hıristiyan Milletleri´nin tefrikalarını analize tâbi tutturacak değerde ?Sağım Solum Kirkor Mişon Sobe´ başlıklı 1987 model bir makalemizin 30 yıl sonra okunabilecek terkibindedir.
Bugünü az buçuk anlattık.. Peki 87´lerdeki dün nasılmış.. Şimdi de bir o taraflarda gezinelim..
Kırk Sevgi Yazılarım´dan
Sağım Solum Kirkor Mişon Sobe
Bu büyük bir hikmet-i İlâhi ki üç tarafımız denizle çevrili. Şayet Ege´nin yerinde iki Yunanistan daha olsaydı işimiz işti.
Şımarık ve hâdise devleti Yunanistan Türkiye için korkulu bir rüya olmasa da «Sinek mide bulandırır» misâli, iki de bir Ege´yi bulandırmaya çalışmakta.. «Bu da nereden çıktı şimdi.. Artık Yunanistan uslu ve geçimli bir devlet örneği veriyor» mu diyeceksiniz.
Hiç sanmam. Ne zaman bir oyun daha sunacağı belli olmaz. Hareket seyiri belli olandan ziyade uyuyana dikkat etmeli insan. Hele bu mevzu´u devletlerarası ilişkilerde nazar-ı itibara almıyorsa daha bir dikkat şart.
Sessiz, sakin Karadeniz´in uzunca bir sınırda aramızda durduğu Sovyetler oldum olası uyku hâlindedir. Biçare Afganistan´a uyguladıklarını, Türkiye´de de uygulayacak cesareti ve zemini yakalayacak anını çok kollamıştır. Ama sadece soğuk harbteki gayretinden öteye bir adım dâhi atamamıştır. Atamadığı hâlde Türkiye Millî Sermaye bakımından milyarlarca zarara girmiştir. Binlerce genci en verimli çağında birbirine düşmüş birbirlerini imha etmişlerdir. O hâlde şayet Karadeniz´in yerine bölgede burun buruna yaşamak zorunda kalacağımız bir Sovyetler daha olsaydı vay hâlimize...
İran ile Irak yıllardır biribirlerini tırpanlıyorlar. Maden ve petrol gibi önemli gelirlerin sayesinde hayli yol almalarına rağmen nihayet uzatmalı bir savaş daimî oluşu bu iki devletin uykulu hâlidir. Bu hâl yıllarca böyle devam edeceğe benziyor. Velâkin etmeyebilir de. Savaşların gidişatını tayin etmek elbette mümkün değildir. Sebebi nail olur, sona erebilir.
İşte o zaman eski İran´ın yerinde yeni iki İran, eski Irak´ın yerinde de yeni iki Irak´la karşı karşıya kalacağımız muhakkaktır. Terör odaklarına imkân veren barınaklarıyla meşhur dağlara sahib bu iki ülke şimdilik kendi dertlerinin meşgûliyetinde olduklarından Türkiye´ye karşı birlik içindeler.
Bu daima böyle olacak diye bir kaide yok.. Yarın terörizmle bunalan bir Türkiye ile karşı karşıya kalsalar, müsbet bir müdahale örneği vererek o dağlardaki terörist gurubunu oradan söküp atarlar mı.. Ya da he halükârda hareketlerine göz mü yumarlar. Hangisi olurca olsun her maruz devlet kendinden sorumludur.
Muzdarib İran ile Irak, bu hâliyle dâhi insanı düşündürüyor.
Suriye ile Bulgaristan zıt açılarda yerini alan iki devlet. Farklı da olsa olaylar bakımından benzerlikleri vardır. Bulgaristan´da terörü derlet estiriyor. Yani devlet terörün bizatihî mes´ûlü ve yaratıcısı. Bunun misâlini Türk soydaşlarımıza karşı giriştiği imha hareketlerinde gördük. Ayrıca terörde bulunurken riyakâr bir tavırda takınmıştır. İşte ayrı, dışta ayrı bir tutum sergilemeye çalışmıştır. En korkunç harekette budur.
Suriye´de ise terörü estirenler teröristlerdir. Yalnız Suriye devleti bünyesindeki böyle bir tehlikeli maraz dolayısiyle mes´ûliyet içindedir. Teşvikçisidir. Bunu sıcak takip isteyen Türkiye´ye karşı red cevabını vermekle bir kez daha isbadlamıştır. Şu hâlde Bulgaristan gibi Suriye de devlet terörü taraftarıdır. Görünüşte, olmasından yanadır, icraatta ve gönlünde olsunla yetinmektedir.
«Gizli-kapaklı» devlet karakterine sahib bu iki ülke için de iyi şeyler düşünmek yanlıştır, itimad ve güven ziyan getirir.
Onun içinde tek güven duyabileceğimiz kimse kendimiz olmalıdır.
Akdeniz için bile iyimser düşünemiyorum. Yıllar yılı soydaşlarımıza halâ düşman ve belâ olan bir EOKA buradadır. Makarios denilen musibet burada doğmuş, burada ölmüştür. Çok elim ve vahim olaylara burada şahid olduk. Geçti gitti diyoruz, ama her basit ve basiretsiz olayda bu küçük adada karşımıza çıkabiliyor.
Pazarlık konusu yapılabiliyor.
Ya burası Akdeniz´in ortasında nokta gibi bir ada olsaydı Ege ile Karadeniz düşmanca tavırları alenî arzeden şu, şu devletleri biraz olsun uzaklaştırmasaydı, İran ile Irak kanlı-canlı bir savaşın içinde bulunmasaydı ve Suriye yapayalnız kalmasaydı da bir teşvik edeni olsaydı.. sanırım «vay halimize»ydi. Hâsılı Türkiye allengirli bir coğrafî bölgededir. Hep uyanık, hep kuvvetli, hep birlik ve beraberlik içinde olması gerekir. Bunun için siyasî, ekonomik, kültürel meselelerimizde ayrı tellerde çalmak yerine birlikte aynı telleri çalmak daha eftâldir, daha hayırlıdır.. (Yeni Ufuk: 19 Temmuz 1987)
