Bugün, 12 Mart 2026 Perşembe

BEKİR YALÇINKAYA


ONLAR.. ERMENİ DENİLİNCE NE ANLIYORLAR?; BİR MASUM MİLLET Mİ, BİR KÜFÜR BİRLİĞİ Mİ 8

?Sincan Yenikent´te yaşayan tek Ermeni vatandaşımız Kevork Balaban´ın marabası, İsmet Özkan Nene´nin damadı aslı Türk olan Şaban Çekiç´tir.?


   Gazetede yayınlanan ERMENİ MESELESİ yazı dizimizin bir yerinde geçen bu ifade, Yenikent´te ikâmet eden yerli Ermeni vatandaşımız Kevork Balaban tarafından tazminatlı bir mahkemeye verilme sebebi olacaktı..

   Peki bizim bu cümlemizde teba´a vatandaşımızı kızdıracak ne gibi bir itham vardı; MARABA!

  Biz; ?Bizim Türk olan Şaban Çekiç.. Ermeni vatandaşımız Kevork Balaban´ın marabası..´ demişiz..

  Kevork ise bunu ?Ermeni vatandaşımız Kevork Balaban, Türk olan Şaban Çekiç´in marabası´ şeklinde kendini maraba yaptığımız anlıyor..

   Yani bir manâda yanlış anlama bile tahammülsüzlüğe yetiyor.. Halbuki Maraba ne? Ürün ortaklığı..

   Acaba bunun neresinde ne vardı da Balaban Mahkeme´yi düşünmüştü..

   Dedik ya, bir kelimeyi hakaret bilerek derhal telâfisine gitmek ve bizi cezalandırmak..

   Halbuki bu meselenin âleminde öylesine cezaya çarptırılacaklar var ki, çuvalla..

  Çuvalla da ma´alesef bir keselik karşılık alınabilmiş değil henüz.. 

   Her neyse.. Mesele uzun,gelelim esasa..

   Bu yazıya kadar 8 fasılda ERMENİ MESELESİ´ne dair kalem oynattık.. Pektâbii meselenin özü SÖZDE ERMENİ SOYKIRI´nı bir güzel ve özelce konuşmaktan ibaretti..

   İbaretti diyoruz, zira bu fasılla meseleye nokta koyacağız..

   Niçin? Çünkü Sözde Ermeni Soykırım Meselesi bugüne kadar Türkiye aleyhine nasıl haksızca ve hukuksuzca sürdürüldüyse, bundan sonra da biliyoruz ki aynı tavırla sürdürülecektir..

  Bu anlaşılmaz inadın temelinde var olan ?yalancılık ve talâncılık´, esasen ülkemizin istikbâline göz dikenlerin, huzuruna melânet ekenlerin en çirkin davranış biçimleridir..

  Halbuki onların Türkiye´den önce konuşmaları ve Sözde olmayan Özde Soykırım´a bağlamaları gereken nice Soykırım emsâlleri vardır..

  Vardır da, onların Hıristiyanlar´ı ve onlara yakın inanç ve itikatte olanları, asla bu zaaflarını ortaya döktürmezler..

   Kurdukları AB´nin önemli ölçüdeki vazifesi de zaten bu yöndedir..

   Bugüne kadar onca vahşete göz yumdularsa ve bu vahşetlerin hesabının üstünü hep örtebildilerse bunun sayesi ve payesi BİRLİK sağlamalarındadır..

  Hani Müslümanlar olarak bize bir şey öğretmiştiler ya.. Ondan dolayı da sık sık onu; ?BİRLİKTE RAHMET, AYRILIK DA AZAB VARDIR´ terkibiyle söyleyip durmuşuzdur..

   İyi de hani nerede birliğimiz, nerede dirliğimiz..

   Ne yazık ki İslâm Âlemi olarak birlik yerine hep birbirimizi dişleyip durmaktayız..

   Bu hâllerimiz devam ettiğindendir ki Ermeni Sözde Soykırımı da devam edegelmektedir..

  Hep de devam edegidecektir..

  Neyse.. ?Belki birgün Şu Nezih Âlem Uyanır´ umuduyla meseleye dönelim ve  ?ERMENİ KASATURASIYLA KUMARIN EN İĞRENCİ´ nasıl oynanırmış, ona bakalım..

 Ermeni Kasaturasıyla Kumarın En İğrenci

   Yenikent Ermeni yatağıdır. Bizans döneminde buraya yerleştirilen Ermeniler İstiklal Savaşı yıllarında İstanos denilen mevkîinin Gayr-i Müslim halkıdır. Buradaki azınlık Türk aileleriyle birlikte, gayet dostane yaşamakta iken, Yunan´ın Polatlı´ya gelmesiyle ve Doğu´da Ermeni soydaşlarının Türkler´i katle başlamasıyla niyette kötü olanlar, şöyle tehdit savururlar; "Yunan bu gün Polatlı´da, yarın Ankara´da olacak. Buraları artık bizim vatanımız sayılır. Haydi bakalım, ey Türkler terkedin Yenikent´i."

   Ermeniler´in Yunan işgâlinden istifadeyle takındıkları tavır çirkin elbette. Ama Yunan´ın bozgunu, onları da bozguna uğratacaktır ve Yenikent´te barınmaları en azından onlara zûl gelecektir. Dolayısiyle birçoğu Ankara, İstanbul veya Kanada-Fransa gibi ülke dışına gitmeyi selâmet bulacaktır. Bu önsözlerden sonra şimdi, müsamaha ile zûlüm arasında, kimin ne kadar bedbaht, kimin ne kadar adil olabildiğini göstermek adına iğrenç bir Hocalı Kumarı´ndan bahsetmek istiyorum.

   Sağır ve kör, Ermeni yardakçısı Fransızlar´ca hiçbir zaman görülmeyen o kumar da, esasen bir Cezayir emsâlinden farksız gibi anlaşılsa da bir fark var ki insanın kanını donduran cinsten. İşte o fark ki kumarın en iğrencidir. Buyurun, hep birlikte okuyalım, o kumar nasıl oynanmış:

   ?..AYNI meydan ve aynı an... Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atmaya başladılar. Atalarından miras kalan bir kumar oynayacaklardı. Bu dehşet kumar onlar için bir çeşit ibadetti. Ermeniler, tarih boyunca birçok yerde olduğu gibi Hocalı´da da bu oyunu sahneye koymak için acele ediyorlardı. Karnı burnunda olan kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. O ise, feryat bile etmiyor, sadece boş gözlerle yere bakarken, bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Güzel yüzünü süsleyen inci dişlerinin kenarından süzülen kan boynuna doğru ilerledi. Daha önce oldukça hırpalanmış olduğu anlaşılıyordu. Elbiseleri yırtık, ayaklan çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkarırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı.

-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)

-Akçik... (Kız)

   Bu cevap üzerine ´oğlan´ diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkardı. Bu işi daha önce defalarca yaptığı her hâlinden belli oluyordu. Tecrübeliydi.. Genç annenin dizleri oynadı ve başı yana düştü. Sesi çıkmamıştı.. Her iki Ermeni, bebeğin cinsiyetini inceliyordu ki, nihayet uzun boylu olanı kanlı gözlerini üzüntüyle kırparak konuştu:

-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsa payts ays bubrikı inç bes bidi gişdana.. (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette!)

   Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver!)

   Bütün bu olmazların olduğu dakikalarda Hocalı Meydanı´nın diğer tarafında tek kale bir futbol maçı hazırlığı vardı. Oyuncular iki kesik kadın başını kale direği yapmışlar ve bu arada bir top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asiga maz çuni yev bızdıge, aveg gındımada bidi. Gıdıresek.. (Bu hem saçsız, hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın..)

   Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü.. Ermeniler zafer naraları atarak, çocuk başına vuruyor, vuruyorlardı.. Dünya, dönmeye devam ediyordu..?

     Bunlar, Ermeniler´in Türk ve İslâm kökenli milletlere karşı ne kadar gaddar davrandıklarının bir delilidir. Yenikent´ten göç alan ülkenin Başbakanı, aklı bulanık Kanada´lı Stephan HARPER´i durduramazsınız ki, "Sözde Soykırımı tanımaktan vazgeçe."

   Kanada Ulusal Ermeni Komitesi Başkanı Ehramdiyan, bu Başbakana; "Bu ilkeli ve haklı tavrıyla Ermeniler´in acılarının nihayet son bulmasını sağlamıştır" derken, Fransızlar tarafından tehcire sebep nasıl kullanıldıklarının ilkesizliğini unutmuştur. Karabağ Hocalı´da katledilen 613, Hınıs´ın 16 köyünde hayvanlarıyla ateşe verilen 682, Ağrı Bayezid´de câmide bayramlaşanları, gaz yağı dökerek yakılan, yine Bayezid´de 15 bin neferden 14 bini öldürülen 500´ü esir, 500´ü ilticacı Türk´ü, daha nice yerlerde katliam ve zûlmü yazan tarihin sayfalarını hiç açmayan-okumayan, yani keseri kendinden yana yontan bir barbar mantık; "Siz Cezayir´de 1 milyon yerli halkı katlettiniz" deyince Ergun GÖZE´ye; "biz orada 1 milyon değil, 800 bin Cezayirli´yi öldürdük" itirafında bulunan güya Fransız Ortadoğu Şefi, Büyükelçi Delamare´a kulak tıkamakla hakikati örtbas ettiğini mi zannediyor.

   İşte o mantık, işgâl ettiği Türk´ün vatanında, hainlerle işbirliği yapmış ve tehcire sebebiyet vermiştir.

   Birinci Dünya savaşı sırasında Türk Kuva-yı Milliyecisi´yle Ermeni çetelerin arasındaki Vatan müdafa´asından dolayı dökülen kan, bu gün Filistin de Irak´ta da, Dağlık Karabağ ?da da dökülmüştür. Zalimle mazlumun mücadelesinde ölüm bahis ise, bu ne zamandan beri soykırım oldu ki. Cezayir´i, Afganistan´ı, Kerkük´ü, Musul´u, Kars´la Adana´yla karıştırmak, asla Fransız´ın haddi, Kanada´nın emrivakisi olarak kabul görmez. Ermeniler´in tavırlarına tavır takacak bir diğer hâdiseye bakmamız gerekecekse bir Selânik Göçmeni olan İsmet ÖZKAN Nene´nin Muhabirim Mehmet Fatih Varol´a anlattıklarını iyi dinlememiz gerekiyor.

   Diyor ki; "Babam anlatırdı. Ermeniler Yenikent´ten giderken biz "güle güle gidin" dedik de, dedemi Yunan kesmiş Selânik´te. Yunanlılar dedemi kahveye çağırmışlar. Kahvede başına çuval geçirip bir dereye götürmüşler. Orada kesmişler. Sonra Yunan, bizim eve gelirmiş. Anneme, babam için "Onu ver, kahveye götüreceğiz" dermiş. Annem de babamın başına delikli bir teneke geçirir, ahırda üstünü gübreyle örter, onu saklarmış. Yunan kapıya her gün gelir, güm, güm vururmuş. Ama annem babamı hep saklamış. Dedemi de, dedem gibi birçok kişiyi de derede başlarından kesilmiş olarak bir çoban bulmuş ve anneme demiş ki; ?Mustafa Çavuş´u arama, onun kesik başını derede gördüm.´ Sonra babamlar önce Sivas Gemerek´e, sonra da Zir´e gelmişler."

   Atalarının adaletine hâkim bir İsmet, dedesi Yunanlı tarafından kesilmiş olsa da, ancak tehcirle, hain emelleri, engellenmeye çalışılan doğu Ermeniler´i bilmiş olsa da, o İsmet ki bugün Ermeni Kevork ailesiyle Sincan Yenikent´te dostça yaşıyor. Dün de öbürleriyle yaşadığı gibi. Ve asla, dünkü talihsiz hayatı, dünkü ecnebinin ceddine yaptıklarını bildiği hâlde, çizgisinden sapmamış. Kalanları kucaklamış, gidenlere güle, güle demiş. Bizimle konuşurken, bütün söylediklerinde baştan sona, siyasetsiz, sinsî emelsiz, samimî davranmış, saldırı bir yana "aman incitmeyeyim" düstûru ve hoşgörüsüyle her şeyi olduğu gibi nakletmiş. O itibarla bugün hem Sözde Soykırım iddiasıyla uğraşan Fransız kefereleri, hem de diyasporadan ses veren Ermeniler´i..

   -Bir; Sözde Soykırım propagandalarının kaynağı, 1915´te Anadolu´yu gezen, eşcinsel bir Alman papaz olan Johannes Lepsius ile II. Meşrutiyet´in ilânından sonra Adana Milletvekili olarak Osmanlı Meclisi´ne giren Ermeni Doktor Hamparsum BOYACIYAN´ın İngiliz Gizli Servisi´nde çalışıp Bayburt, Erzincan ve Erzurum´un harabeye dönmesinde ve de 500 bini aşkın Türk vatandaşının hayatını kaybetmesindeki etkin rolüne dikkat çekerim. O Boyacıyan ki Birinci Dünya savaşında, Sivas´a gelerek 30 binin üzerindeki Anadolu Ermeni´sinin Rus ordusuna katılmasını sağlamakla, vekil olduğu Osmanlı Devleti´ne nasıl bir ?Millet-i Sadıka´dan sayılabilir. Ve Osmanlı, O´nu vekil yaparak O´na "bir şey" vermişken, ondan karşılık olarak ne almıştır?

  -İki; Osmanlı tarihinde Ermeni asıllı 29 paşa, 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 11 Müderris ve 41 Yüksek Rütbeli Memur görev alarak "liyakat" makamını işgâl etmedi mi?

   1914 yılına, yani Anadolu´nun işgâl güçlerince boğazlanmaya çalışıldığı "azap ve gazap" yılına kadar, Ermeni vatandaşlarla, Devlet-i Osman-ı Âli arasında hemen hiçbir mesele yaşanmamıştır.

  -Üç; Anadolu´dan ayrı kalmanın, daha ziyade Fransız, İngiliz ve Rus provakatörlerinin sinsî emellerine âlet olarak ayrı bırakılmanın ezikliğini yaşayan; Türk insanının hoş görüsüne, insanî ve vicdanî davranışına hasret, diyasporada, kimlik bunalımından kurtulamayanlara tercüman olan; Mıgırdıç Margosyan (Gavur Mahallesi), Hamasdağ (Güvercinim Harput´ta kaldı), H. Mintzumen (Kapandı Kirve Kapıları), Yervani Gobelyan (Memleketi Özleyen Yengeç), Melina Pehlivanyan (Özgürlük iki adım ötede değil) ve Raffi Kebapçıyan gibi (Konuş Halil Bey Konuş) diyen Ermeni edebiyatçılara, hayalin, yalanın-dolanın, inkârın, hiyanetin ve sadakatsizliğin neresinde bir yer var? Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu Öğretim üyesi Dr. Andrew MANGO´nun dediği gibi; "İttihat ve Terakki´nin amacının, bütün Ermeniler´i ortadan kaldırmak olmadığı gayet açık. İstanbul´da yaşayan Ermeniler (hem de en iyi imkânlarla) bunun en iyi isbatı."

   Şayet soykırım denilecekse; bu iki kelimenin her milletin açısından geniş tutulmasına ihtiyaç var.

   Ve; "O zaman her millet, şu ya da bu devirde bir soykırımdan sorumlu olmuştur. Bu yalnız Türkler´e yüklenecek bir suçlama değil."

   Fransız´ın Cezayir´i, İngiliz´in Afrika boyu, İsrail´in Filistin´i, Alman´ın Yahudisi ve dahi ABD´nin Irak´ı süt liman da, bir Türkiye´nin savaş hâlinde mücadele sahası Doğu mu, soykıran cephe? Bunların hangisinin atası, İspanyollar´ın elinden Endülüs mazlumu Yahudiler´i ceddim II. Bayezid misâli, zalimin elinden çekip kurtardı ki..

   Öyleyse; bütün bu Sözde Soykırım iddiaları ve aşağılık komplolar, aslî Osmanlı´nın adil tarihini utandırmaz. Çünkü tarihler boyunca hiçbir devlet teba´asına Osmanlı gibi müsamahalı ve hamiyetperver davranmamıştır ki Fransızlar´ın iddiası dâhi Ermeni sırtından sinsice paye koparmak gayesini taşımaktadır.

   Son olarak hatırlatmak isteriz ki, bugün Yenikent´te yaşayan tek Ermeni vatandaşımız Kevork Balaban´ın marabası, İsmet Özkan Nene´nin damadı aslı Türk olan Şaban Çekiç´tir..

Güneşli
11.7°