Bugün, 18 Mart 2026 Çarşamba

BEKİR YALÇINKAYA


TÜRK ANASI NE DÜŞÜNÜYOR? HAİN EVLÂD NE YAPIYOR?

İsyanların maksat bütününe baktığınızda bunların da birçoğu, DEVLET´in her kademesinde piyonlara sahib değildiler.


..Bilecik İstasyonu´nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hâzinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.

   ..Trenin tam karşısında ve kapısı açık, kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir KEMAL bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

   Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevî kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik, sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir TÜRK ANASI´ydı.

 ..Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu. Abdulkadir yaklaştı:

-Valide burada ne duruyorsun?

-Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selâmetlemeye geldim.

-Oğlun kimdir, nerelidir?

-SÖĞÜT´ün AKGÜNLÜ KÖYÜ´nden, OSMANCIĞIN ana yatağından Mahmudoğlu HÜSEYİN..

-Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

-Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.

   Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu; ?Mahmudoğlu Hüseyin, Söğüt!´

  Bir ses:

-Efendim. Benim! Mahmudoğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü´den.

-Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.

   Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir´in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı ve dedi ki:

 -Hüseyin.. Dayın Şıbka´da, baban Dömeke´de, ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale´de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka´ya uğrarsa dayının ruhuna FATİHA okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.

   Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti.  Anasını ve Abdulkadir´i selâmladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:

-Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehid oldular öyle mi?

-Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.

-Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

-Köyümüz bütün erkek dolu. Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık, düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradan´ım bana o günü göstermeden canımı almasın.

   Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kana´atle şu sözleri söyleyerek ayrıldı: ?Milleti doğuran da ana, yaşatan da.?

   TÜRK ANASI hâlâ oradaydı, trenin hareketini bekliyordu. (Harp Mecmuası Sayı: 17, s. 267, 269.)

***    ***    ***

    Yukarıdaki asil TÜRK KADINI, O´nun şerefli asker namzedleri içinden evlâdı Hüseyin arasında geçen konuşmalara dair belge, dipnottaki gibi HARP MECMUASI´nda yer alıyor.. Bu sayfaları her kim okursa okusun; ?Ben bir Türk´üm ve Müslüman´ım´ diyorsa O´nlardan O´na kalmış hem bir vasiyet.. hem de şu son günlerde yaşadığımız dâhili ihanetin buhranlarını utandıracak minvalde bir TÜRK´lük beratıdır.. Bu millet, yeryüzünde varlığı görüldüğünden bu yana, hep mücadele içinde olmuş veya olmaya mecbur bırakılmıştır.. Kendisi üzerinde dönüp duran bu mecburiyet safhaları zaman zaman kendi arasında, zaman zaman da haricten gelen taarruzlarla geçmiş, geçiştirilmiştir..

  Haricî taarruzcular malûm olduğu üzre hep Batı´lı veya onların uşaklarıdır. Seyrek fasılalarla Doğu´dan gelenleriyse ekseriyetle Batı´nın büyük oyunlarına âlet olanlardır ki bunlar bir nev´i kardeş veya Mü´minler arası fitnecilerdir. Onlar tarihe  böyle kaydedilmişlerdir..

   Meselâ İçimizdeki Kurdoğlu ile dışımızdaki Tekfur işbirliği, meselâ Sa´deddin Köpek ile Baycu Noyan tefrikaları ve entrikaları nasıl ki Kayı-Dodurga obalarını yok ederek Devlet içinde Devlet olma gayesinden ibarettir ki bu gibi emsâller DEVLET-İ ÂLİ OSMANİYYE´nin hayatı boyunca hep görülmüştür..

   Patrona Halil, Yeniçeriler, Babanzade Abdurrahman Paşa ve Ahmet Paşa, Banat, Baba Zünnun, Canberdi Gazali, Yezidi, Bulgar ve Arnavutluk isyanları Osmanlı´nın hep başını ağrıtan isyankâr hallerdi..  Fakat bunların hiç birisi 15 Temmuz gecesi başlatılan ihanet kadar hükümlü olamamıştı..

   Hattâ Düzmece ve Kabakçı Mustafa´lar, Kalender Çelebi, Kerak, Mir Muhammed, Şahkulu, Yemen ve Yunan  İsyanları da.. Yine, 1876 Darbesi, 31 Mart, Atmeydanı, Alemdar ve Edirne Vak´aları..

   Daha sayalım mı.. Arabi Paşa, Atçalı Kel Mehmet Efe, Birinci ve İkinci Sırp, Bosna, Canboladoğlu, Kalenderoğlu, Pazvantoğlu ve Yenibahçe Ayaklanmaları.. Vaka-i Vakvakiye, Çırağan ve Bâb-ı Âli Baskını.. İkinci Karadağ Harekâtı..

    İsyanların maksat bütününe baktığınızda bunların da birçoğu, DEVLET´in her kademesinde piyonlara sahib değildiler. Sinsice plânları pek yoktu. Bu yoldaki 40´dan fazla isyan, darbe, ayaklanma ve vak´anın hiç birisi 2016´nın 15 TEMMUZ´u kadar meş´um, lâin ve bedhah değildiler.. Çünkü 15 Temmuz; DEVLET´E RAĞMEN DEVLETLEŞME DARBESİ´ydi ve aktörleri de ESAS DEVLET´in SİNSİ DEVLET KADEMELERİ´nden teşekküllüydü.. 

  Esasen 1960´dan beri TC´nin akametine işleyen ihtilâller, darbeler, muhtıralar.. gitgide bir evveline hasret çektirecek lüzum (!) veya hükümlerle büyüdükçe büyümüş ve nihayet iş; cahilden bir sivilin emriyle ve âdeta generalleri astlarla yönetmeye kadar  ilerlemiştir..

   Belki bu CAHİLDEN SİVİL İMAMLIK, vaziyeti itibariyle HARB SANATI´ndan mahrumdu.. Belki FETVA´ya fazla daldığından HARB MECMUASI´nı da okumaya vakti kalmamış veya buna ihtiyaç hissetmemişti.. Belki bu hâl O´nu aziz milletin bekâsını yok edecek kadar azgınlaştırmıştı..

  Lâkin O´na tâbi olmayı yeğleyen koca koca Generaller ?TÜRK ANASI NE DÜŞÜNÜYOR?´ soru işaretli yukarıdaki makaleyi hiç mi okumadılar.. Bunlar nasıl bir PEYGAMBER OCAĞI mensublarıydılar da nasıl birer nankör, birer cehalet esirleri.. Nasıl birer piyon ve hain solabildiler..

***    ***    ***

    Şimdi.. Asım Yenihaber mahlaslı MEHMET d. DOĞAN, 25 Ağustos 2003 tarihli AKİT GAZETESİ´nde zamanın Generalleri Aytaç YALMAN ve Çetin DOĞAN´a kasıtla ?Onbaşı bile olamazlar´ demişti de, derhal 312 General dâvâ açıp 2 trilyonluk bir tazminat kazanmışlardı ya.. Onlara göre bu bir ASKERÎ HAYSİYET MESELESİ miydi? Öyleydi.. Fakat 15 Temmuz´da görüldü ki ASKERÎ HAYSİYET, astlarının emriyle Generalleri Onbaşı seviyesine çekmekten çekinmedi ve bu za´aftan büyük bir İSYAN doğdu..  Dolayısıyla Asker´e; Polis´i-Savcı´sıyla diğer hain mensubiyetler katılsalar, Devlet Milleti´yle  âdeta savaşa teşvik edilse de dünya tarihinde hiç görülmeyen bir şey oldu.. Allah Muhafaza eyledi ve topyekûn HALK İRADESİ arzulanan kirli oyunu bozdu..

   İşte bu isyanda görüldü ki General de olsalar O´nlar Onbaşılar kadar basiretli, mukavim ve vefakâr olamadılar.. Kime, niçin ve hangi gaye ile hizmet vereceklerini ve ülkelerini nasıl bir tehlikeye sürükleyeceklerini telâkki edemediler.

    Bunlar ki, Asker Hüseyin´i, yani; Şıbka´da dayısı, Dömeke´de babası, Çanakkale´de ağaları yatan.. Türk Anası´nın son yongasını hiç anlayamadılar.. ?Minareden ezan sesi kesilecekse, câminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme? diye tenbihlerde bulunan ANATÜRK´e hiç saygı duyamadılar ve sevemediler.. Mahmudoğlu Hüseyin´in künyesini okuyan Abdulkadir KEMAL olup vagona koşacaklarına düşmana tahsisli jetlerimize koştular ve kendi ülkelerini bombaladılar..

   Şimdi aklımıza gelen bir hukuk meselesi vardır; Mehmet d. Doğan 13 yıl sonra, ONBAŞI meselesinde haklı çıktı mı.. Çıktı.. Çıktıysa O´ halâ maaşının ¼´ünü tazminat olarak ödemeye niye devam etsin.. Eğer ki O´ndan dâvâcı Generaller içinde olup da ihanete kalkışan bir General dâhi görülürse millete olan ihanet bedeliyle birlikte Doğan´dan aldığı ballı tazminatı da derhal sahibine geri ödemelidir.. 

   Yok öyle yağma.. Onlar hain birer General olacaklar ve ihanetleri sebebiyle alnından vuran Niğdeli Kahraman Astsubay Başçavuş Ömer HALİSDEMİR gibi vatanperverlik gösteremeyecekler.. Ama esir almaya çalıştıkları Devlet´ten semizlenecekler öyle mi.. Yok öyle yağma..

   Semizlenemeyecekler.. İnadına temizlenecekler..

 

Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
14.7°