Bugün, 1 Eylül 2025 Pazartesi

Güner Melis Erbay


YÜRÜMEK, UÇMAK, YÜZMEK

Trafik yoğunluğu nedeniyle, yürürken egzoz gazına maruz kalmak, benim için oldukça rahatsız edici bir durum oluyordu!


Sabah yürüyüşü rotamı değiştirdim. Şehir içinde yürümüyorum artık. Trafik yoğunluğu nedeniyle, yürürken egzoz gazına maruz kalmak, benim için oldukça rahatsız edici bir durum oluyordu!  Bu duruma bulduğum çare long beachte yürümek oldu. Sabah arabaya atlayıp long beach'e gidiyorum. Buradaki yürüyüş yolunun ucu bucağı yok. Tam benlik bir yol diyebilirim, git gidebildiğin kadar! Bu dünya üstünde, bu kadar uzun bir sahil yürüme yolu, başka bir yerde var mıdır bilmiyorum fakat dünya büyük, vardır belki; şimdi bol keseden atıp tutmayayım fakat varsa bile plajın ve yolun güneşe göre yönü farklıdır! Yön farklılığı denizin rengini değiştirir, buradaki gibi bir mavilik söz konusu olamayacaktır muhtemelen. Güneş denizden doğuyorsa yahutta denizden batıyorsa o denizin maviliği bir başka oluyor. Özellikle de güneş denize batıyorsa, o zaman turkuaz turkuaz oluyor işte, yani  deniz karanın batısındaysa görüntü mücevherleşiyor diyebiliriz. Kuşadası hem yürüme yolunun uzunluğu, hem de güneşin denize olan pozisyonu itibarıyla tek geçilecek bir yer! Denizine baktığınızda kocaman bir opal taşı görüyorsunuz sanki! Neyse konumuz denizin renginden ziyade kıyısındaki yürüme yoluydu ama başka bir şeyden daha bahsetmek de istiyorum.

Biliyorsunuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kuşadasına gelmiş ve burayı çok beğenmiş!  Kuşadasını seyrettiği yerin anısına ve beğenisine duyulan hürmetle bu yere Gazi Beğendi adı verilmiş. Aynı durum Türkiye'de bir başka ilçemizde de vuku bulmuş. Bu ilçemiz ise  Amasra. Fatih Sultan Mehmet bir tepenin üzerinden Amasrayı seyretmiş ve ünlü sözü "Lala çeşmi cihan bu  mu ola" demiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbulu fethetmiş büyük bir kumandandır fakat yüzyıllar sonra  fethedilen İstanbul işgal edilmiş; işgal edilerek kaybedilen İstanbulu geri alan çok şükür ki, bir başka büyük kumandan olan Atatürk olmuştur!  Bu iki komutanın  beğendiği deniz kıyısı yerlerin birbiri ile benzerliklerinin olması, bana çok manidar bir o kadar da doğal geliyor. Kuşadası ve Amasra, deniz manzarasını, burada bulunan insanlara her adım başında sunabilen yerler. Bunu sebebi coğrafyalarında yatıyor kuşkusuz. Başınızı ne yana çevirirseniz çevirin, sizi ve gözlerinizi deniz karşılıyor. Kuşadası’nın Güvercin adası gibi Amasra’nın da Tavşan adası var. Amasra deyince, kendisi kadar ünlü bir de salatası var buranın,  ondan bahsetmeden de olmaz elbette. Bu salatanın fikrimce dünyada eşi benzeri yoktur! Bu hem içine giren sebzelerin çeşidinin çokluğundan, hem de özel salata sosundan kaynaklı bir durum olsa gerek! Bence bu salata Kuşadası’na da getirilmeli yahutta ondan ilham alınarak bir Kuşadası salatası yapılmalı. Yapılmalı çünki balık salatasız yenmez ve Kuşadasının çok güzel balıkları var. Amasra ve Kuşadası balık restoranlarıyla da birbirleriyle örtüşüyor!

Yolumuza dönersek bizim yolumuz oldukça konforlu!  Güzel stabilize edilmiş. Yürüme zorluğu olanlar bile rahatça yürüyebiliyor. Yorulanlar için, belli aralıklarla banklar yol kenarlarına ilave edilmiş, üstelik gece yürüyüşü için ışıklandırılmış da. Yürümek bana şiir gibi gelir. Bu yolsa size, satırları bitmeyen bir şiir sunuyor. Yürürken dalgaların sesini kulaklarınız duyuyor, denizin mavisini gözleriniz  görüyor. Daha ne olsun değil mi? İnsan bir kara canlısıdır ve insanın en temel hareketi yahut egzersizi yürümektir. Aklımız ile yüzmeyi ve uçmayı başarmış olsak bile,  canlılığımızı devam ettirebilmek için, kara üstünde yaşamamız gerekli.  İnsan suyun içinde kısa bir süre kalabilir. Bu süre akciğerlerinde depolayabildiği oksijen miktarı kadardır. 

Güvercinada müzesinde bir balina iskeleti var. Bu iskelete bakınca doğrusu çok şaşırdım. Şaşırdım çünki yüzgeçlerin gerçekte bu derece kol olduğunu bilmiyordum. Yüzgeçlerin, aynı kol  gibi ve kolun sonundaki el gibi  bir iskeleti var!  Gövdeye bağlı olan kısımda bir kemik yani os humerus, dirsekten sonra iki kemik yani os radius ve os ulna ve yüzgeçin sonunda da beş parmak kemiği digitiler var. Üstelik parmaklardan önce de metekarpaller var. Benzer durum kuşlarda da var fakat onların kanatlarının el kısmı oldukça farklı. Hatta o kısmın ele benzediğini söylemek bile mümkün görünmüyor. Yine de yüzgeçlerin büyütülmüş ve tüyle kaplanmış hali kanat olmuş sanki. İskeletlere bakınca nedense içimde önce deniz canlıları sonra hava canlıları ve en sonra da kara canlıları oluşmuş olsa gerek dedim. Bu fikrimin bir diğer nedeni ve esas nedeni; kara canlısı olanların en zorlu yaşam koşullarında yaşıyor olması diyebilirim. Neden kara yaşamı en zor derseniz cevabım hazır çünki kara üstünde hareket etmeyi kolaylaştıran bir etmen yok. Denizde; deniz canlılarının suyun akıntısı ile, hiç çaba harcamadan, bir yerden başka bir yere gitmesi mümkün ve hava da da aynı şey söz konusu. Kuşlar sıcak ve soğuk hava akımlarından faydalanarak hiç kanat çırpmadan, çaba harcamadan,  uzun süre uçabiliyor. Uçmada hava akımlarından çok faydalanıyorlar. Karada böyle bir kolaylaştırıcı unsur söz konusu değil. O halde, karada yaşayabilmek için daha donanımlı bir vücut yapısına ihtiyaç olsa gerek değil mi? Bizlerde, yani insanlarda iskelet yürümeye göre dizayn edilmiş. Yüzmeyi becersek bile, yüzmeyi kolaylaştırıcı unsurlarımız yok. Ördekler mesela, onlar hem kara hem su hem hava canlısı. Kazlarda böyle. Kuş cinslerinin hemen hepsi aynı durumda sayılabilir. Bizimse yüzmeyi kolaylaştıran perdeli ayaklarımız, yahut da yüzgeçlerimiz yok. Bu kadar lafı niye ettin şimdi nereye geleceksin derseniz benim vardığım nokta mademki yüzmeyi yahut uçmayı kolaylaştıran bir uzvumuz yok. Bu durumda neyi yapmaya yeterli bir yapımız var, ona bakmamız gerekiyor. Baktığımız da da yürümeyi becerebilen bir yapıda olduğumuzu görüyoruz. İki bacak üstünde durmamız ve bacaklarımızın uzunluğu bize bunu sağlıyor. Öyleyse insan için en temel spor ve egzersiz yürümektir diyebiliriz. En temel egzersiz bu olsa da, direnç egzersizleri ile desteklemek de gerekiyor fakat bence onların hepsi de yine yürümekle alakalı. Yürümekle alakalı çünki bu egzersizlere baktığımızda hemen hepsinin yürüyen insanın doğa içinde yaptığı hareketler olduğunu görürüz. O halde yürümeye gereken özeni göstermemiz gerekiyor. Bu özen de, şehirlerimizde egzos dumanından muaf yürüme yolları oluşturmamızla mümkün olabilir diyorum. Sevgilerimle 

Dyt.Güner Erbay

31.7°